Chelsea elenir mi?

Memlekette futbolu seven hemen herkes Schalke ile yattı Roma ile kalktı. Ama aslında kura konusunda Fenerbahçe için en hayırlısı çıktı. Roma çıksın diyenlerin Madrid maçlarını izlemediÄŸini varsayıyorum. İzleseler zaten herhangi bir mantık çerçevesinde rakip olarak çıkmasını istemezlerdi. Schalke ise rakiplerin en zayıf halkası gibiydi belki ama iÅŸin içinde farklı “artı ve eksiler” var.
Geçen hafta Sevilla maçı sonrası yapılan röportajları izlediÄŸimde Fenerbahçe’de bu senenin hedefinin çeyrek final olduÄŸunu bizzat bu yolda emek veren isimlerden duyunca, futbolcu psikolojisi üzerine düşüncelere de daldım. Yani kamera karşısına çıkıp “Ya biz profesyonel futbolcularız, ortamdan, konuÅŸulanlardan, yazılanlardan etkilenmeden çıkar oyunumuzu oynarız…” kıvamında söylenen laflar aslında sadece laftan ibaretti. Öyle veya böyle belirli oranda etkileniyorlardı.
Öte yandan aklı selim taraftarlar Sevilla maçı öncesinde gelinen noktanın hakkını teslim ederek Fenerbahçe’yi bu sene Avrupa’da çoktan baÅŸarılı ilan etmiÅŸti bile. Ki bu düşünceye ben de katılıyorum. Sevilla’nın elenip çeyrek finale kalınması ise iÅŸin kaymağı oldu. Sinsice sırıtanlar için dip not olarak geçeyim; hayır bu seviyeyi yeterli görmek Fenerbahçe’ye güvensizliÄŸin bir ifadesi deÄŸil, aksine gerçekçi olmakla baÄŸlantılı. Çap, tecrübe, istikrar, ekonomi ve ardından iyi oyunculara sahip iyi bir takım olabilmekle alakalı her ÅŸey. Fenerbahçe’de bu kriterlerin birkaçı var. Ama mesela üst düzey mücadelelerde süreklilik saÄŸlayabilmek ve adının o seviyelerde anılması için gerekli olan tecrübe henüz yok. Yeni yeni üzerine koyuyor.
Sevilla maçı ve oluşan hava
Geri dönecek olursak, röportajı veren futbolcular önlerine konulan ve yine haklı sebeplerle övgülerle donatılan Sevilla’ya karşı aşırı bir motivasyonla sahaya çıkmışlardı. Nitekim herkesin takdirini alan UÄŸur, takım otobüsüyle stada doÄŸru giderken daha yolda sabırsızlandığını ve bir an önce oynamak istediÄŸini söylüyor, yerinde duramadığını iletiyordu.
Uçakta mikrofon uzatılan Yasin ise, herkesin “yok efendim son iki yılın ÅŸampiyonu, en iyi takımı, en iyi sol kanat, kaç milyon dolarlık bilmemkim” dediÄŸi Sevilla’yı gördük, bu yürek oyunu, sahaya yüreÄŸini koyan, mücadelesini koyan turu geçti ifadelerini kullanıyordu.
Elbette elde edilen zaferin Fenerbahçe Avrupa kupaları tarihinin en büyük başarısı olduğu hesaba katılırsa, bu konuşmalarda haklılık payı var ve kimse de bunlara laf etmemeli. Ama dikkati çekmek istediğim nokta bu oyunculara bu demeçleri verdiren şey. Yani maç öncesi oluşan ortam.
Buna sebep olarak ister gazete, ister televizyon veya ister mahallelinin futbol geyiği deyin, bir şekilde herkes bunu konuştu. Görülen o ki futbolcular her ne kadar kampa kapansalar dahi bu durumdan haberdar olup etkilenmişlerdi. Tabii ki bu takıma pozitif yönde motivasyonu artırıcı şekilde yansıdı.
Fenerbahçe’ye kim çıksın?
Sevilla’nın Fenerbahçe tarafından elenmesinin yankıları hem ülkede hem de dünyada birkaç gün boyunca sürdü. Buna Ahmet Çakar’ın ÅŸovunun da eklenip iyice ön plana çımkası da cabası. Ardından da geriye konuÅŸacak tek bir konu kalmıştı; Fenerbahçe’ye kim çıksın?
Aylar önce Hibernian taraftarı bir İskoç arkadaÅŸla konuÅŸurken, zamanında Galatasaray’ın elde ettiÄŸi baÅŸarıların kulüp ekonomisine yansıtılamadığı ve bu yüzden de sıkıntı çekildiÄŸine dikkati çekmiÅŸtim. Bu da Türkiye için Avrupa kupalarında ismi böylesine popüler olan bir kulübün son dönemde yavaÅŸ yavaÅŸ Avrupa arenasından çekilmesindeki pek çok etkenden biriydi. Bana çok kısa ve net bir cevap verdi; “Nottingham Forest da bir zamanlar çok popülerdi…”. Yani futbol isimle oynanmıyor.
Kura çekimine yorumlar yapılmaya baÅŸlandığında hemen herkes Schalke çıksın demeye baÅŸladı. Sonra diÄŸer isimlerin arasından da Roma bu seviyelerde az görüldüğü için o çıksın denildi. Yazının ta en başında dediÄŸim gibi aslında Roma’yı isteyenler onları Madrid karşısında izlemediler herhalde diye düşünüyorum. Günlerdir milletin aÄŸzına sakız olan Schalke’nin çıkması ve Fenerbahçe’nin ola ki elenmesi halinde de, takımın bu noktaya kadar gelerek gösterdiÄŸi baÅŸarı göz ardı edilecek gibiydi.
Yani Sevilla maçı öncesi bir ÅŸekilde oluÅŸan ortamın zıt bir hali Schalke için ÅŸekillenecek ve olası bir elenme halinde “Fenerbahçe bu takıma mı elendi? En ÅŸanslı kurayı çekip ÅŸansını deÄŸerlendiremedi…” türevinde yorumlarla karşılaÅŸabilecektik. Bu sefer oluÅŸan ortam ise elbette negatif yönde takıma yansıyacaktı.
Erken final
Sekiz takım arasında bu ara en iyi durumdakiler Roma, Barcelona, M. United ve Liverpool. Roma çok formda. Oyunun her yönünü çok iyi oynuyorlar. Barcelona ligdeki kötü gidiÅŸlerine ve ÅŸampiyonluk yolunda aldıkları darbelere Åžampiyonlar Ligi’nde karşılık vermeye hazır bir el bombası kıvamında. United lig ve kupada silip süpürüyor. Özellikle Ronaldo’nun formu etkileyici. İkinci BeÅŸiktaÅŸ maçıyla inanılmaz bir çıkışa geçen Liverpool ise özellikle Torres ile rakiplere gözdağı veriyor.
Ha diÄŸerlerini adamdan saymadık mı? Saydık tabii… Hepsi çok iyi durumdalar. Chelsea’nin ligde Liverpool’un üzerinde olduÄŸunu söyleyerek sözüme devam edebilirim mesela…
Gel gelelim Türk medyası kendi kriterleri doÄŸrultusunda Fenerbahçe - Chelsea eÅŸleÅŸmesini erken final olarak nitelendirebiliyor. İnsan bunları okuyunca da “Bu ne saçma hayat, bu ne dingin hayat ya, bu ne kopuk hayat, bu ne manyak yaÅŸam tarzı, bu ne Bohem yaaa?” diyesi geliyor haliyle.
İngiliz takımlarını kupalarda oldum olası sevmedim. Bizim takımlarımıza çıkmasını da hiç istemedim. Çok hızlı ve tatlı-sert futbolun sınırlarını ileriye doğru zorlayan bir anlayışla oynayıp rakip defansı sağlı sollu ataklarla resmen dövüyorlar. Sonra uçana kaçana vurabilen bir forvetleri de ilk yaptığınız hatayı affetmeden takımını sonuca götürüveriyor.
Chelsea kötünün iyisi
Fenerbahçe’ye de İngiliz çıkmasını istemezdim ama olasılık hesaplarına bakınca yapacak çok fazla ÅŸey de yoktu. Öte yandan Fenerbahçe kura ÅŸansı olmayan bir takım. Dahası, bu mantık çerçevesinde Liverpool’un çıkmasını beklerdim ki basına yazacak ÅŸey çıksın (malumunuz, BeÅŸiktaÅŸ ile kıyaslamalar). Neyse sonuçta İngiliz takımlarının çıkması kötüydü. Ama bu takımın Chelsea oluÅŸu kötünün iyisi oldu.
Nitekim ÅŸu anki durumları biraz karışık. Az gol yediler ama Olympiakos ile yaptıkları maçları izlediyseniz pozisyon verdiklerini de görmüşsünüzdür. Duran toplar baÅŸta olmak üzere Fenerbahçe’deki usta ayakların faydalanabileceÄŸi açıklar yakalamak imkansız deÄŸil. Bir diÄŸer sıkıntı teknik direktörleriyle yaÅŸanıyor. Form grafikleri de sinüs dalgası misali. Diplere doÄŸru yakalarsanız ÅŸansınız da var demektir.
Dolayısıyla aslında iyi bir İngiliz çekti Fenerbahçe. Şu an oluşan ortama bakınca da Sevilla maçı öncesine benzer bir pozitifliğe doğru kayma söz konusu. Bu psikolojik etkenler de umarız ekstra motivasyon olarak takıma yansır.
GeçmiÅŸ ve mevcut durum deÄŸerlendirmesi yapıldığında kağıt üzerinde ibre tabii ki Chelsea’den yana görünüyor. Ama Fenerbahçe’nin kaybedecek bir ÅŸeyi yok. Elenirse Chelsea’ye elenmiÅŸ olacak. Bu sezonki misyonunu fazla fazla tamamlamış olarak hem de…
Öte yandan kazanacak çok şeyi var. Tarihi başarının yanında, isminin bilinirliği, özgüven, takıma duyulan sempati ve daha pek çok konuda bir artış yaşanacak. Daha dün Palmeiras taraftarı bir Brezilyalı ile konuşurken bunun canlı şahidi oldum hatta.
Fenerbahçe kupayı alabilir mi?
Takımdaki Brezilyalılar tabii ki Fenerbahçe’ye sempati duymasında en büyük etken. Ama daha çok önem verdiÄŸi ÅŸey, ismi bu seviyede duyulmamış bir takımın buralara gelip meydan okuması ve hatta kupaya talip olması. Bunları duyunca; bir hüop dedim “Biraz ağırdan alalım. Kupayı almak o kadar kolay deÄŸil. Ondan öte, Chelsea’yi elemek de kolay iÅŸ deÄŸil.” söylediÄŸi ise ÅŸu;
“EÄŸer Chelsea’yi elerseniz kupayı da alabilirsiniz. Porto bu kupayı aldıysa, Fenerbahçe de pek ala alabilir…”
Haksız da deÄŸil hani. Bugün Fenerbahçe’nin baÅŸardığı en güzel ÅŸey “umut vermek” oldu. Yani kimse artık yıllar öncesinde olduÄŸu gibi ÅŸu kuraya bakıp “yüzde bin” elendik diye aklından geçirmiyordur. Fenerbahçe’den nefret edercesine hazzetmeyenler bile en azından bugüne kadar takımın verdiÄŸi mücadeleyi düşünüp derinlerde bir yerlerde “ulan hakikaten eler mi acaba?” diye soruyordur kendine…
Önce Chelsea bir elensin sonrasında her ÅŸey olabilir…
Bu ileti 17.3.2008 tarihinde, saat 12:40 am sularında gönderildi ve Güncel sınıfında yer alıyor...
Hakkındaki her şeyi RSS 2.0 beslemesiyle takip edebilirsiniz.
Pozitif düşünmeyi işte böyle yapmak lazım.
Bana göre Chelsea’nin en büyük zaafı Avram Grant. Futbolcular üzerinde bir otoritesi yok. Lig Kupası finalinde yaÅŸananlar ortada. Takımın bütün enerjisini John Terry saÄŸlıyor. Bağırdığı anda herkes kendine çeki düzen veriyor.
Chelsea’nin sıradaki iki maçı Tottenham ve Arsenal’le. Ya bu maçlarla sezonları bitecek, ya da büyük özgüven kazanacaklar. Hangisi olursa olsun Fenerbahçe maçlarının sonuçları sezonlarını tersine etkileyebilir. Fenerbahçe için ne kadar önemli maçlarsa onlar için de o kadar önemli.
inşallah diyoruz ve maçı bekliyoruz