Cok özlemişim…

Sahada ne yapması gerektigini bilmeyen bir takım, aslında yapmak isteyen, ama yapamayan, ozguvenini kaybetmiş bir Fenerbahçe. Gençler hırslı, hiçbir amacı olmayan bu maçtan once ellerini cırparak kendilerine ve arkadaşlarına” hadi başaracagız” diyorlar. Sanırsın ki kümede kalmaya çalışan Fenerbahçe.

 Tecrübelilerin elinde kalan tek şey tecrübe. Roberto arada zorluyor  kaleyi, ama heyecan yaratmaktan çok uzak, youtube dan Bartheze attıgı golu izleyerek ugurlayacagız gibi duruyor bu buyuk topçuyu. Bi de, arada eski Galatasaray maçlarını izlerken kaleciden-barajdan seken frikilerinin tamamlanması var. Bknz: Seni de özledim Lugano. Tek sözüm var sana, gitme, iyiyiz boyle… Gideceksen de soyle, Tuncay geri gelsin,tekniginde hızında değilim, bu zor gunlerde ruh lazım bize.

Derken, bağladım konuyu galiba;

Ben bu tip maçları seviyorum, aradan bir Çubuklu William Wallace çıkar(bazen Tamer Güneyli Gençlerbirliği maçı gibi 1den fazla),” hadi beyler” der arkadaşlarına, tribünlere mi satar arkadaşlarını bilmem ama benim hoşuma gider, gitti, gidecek… Tuncay yapardı bunu, zira kredibilitesi vardı. Yetişemeyecegini kendisinin de bildiği, koca yarı sahada tek başına deliler gibi koşarak top kazanamayacagını bildigi halde koşardı, tribünler de muhteşem bir uğultuyla eşlik ederdi. Göze de batmazdı, zira cok gol atmışlıgı vardı. Her zaman olmasada bazen yapıyordu, yapabilme ihtimali vardı en azından. Fatih Akyel’inkilere benzemiyordu.

Guiza’da da vardı ilk zamanlar o “hadi arkadaşlar” tarzı. Ama ağustos böcegi sendromu, koca sezon 2 maç çevirse, cesareti olacaktı şevklemeye. Şimdi ağlayan cocuk ifadesiyle bekliyor sezon sonunu.

Selçuk…

Dün o denedi. Ama bazı insanlar ilişkilerini iyi yönetemez. Tribunler protestoya başlayınca döndü alkışladı.  Sonrasında ayagına gelen her topta yuhalandı. Ve zinedine zinedine selcuk, top kaptı, adam geçti,  kah ters kanadı gördü, kah top dagıttı, cok iyi oynadı o dakikadan sonra. Tribunlere karşı da olsa isyanı, ben sevdim.

Daha fazlası lazım,

Hedeften kopulmuş boyle sezon sonlarını bu isyanlar güzelleştirir. Tribüne degil de kadere olsa, gol varsın yenilsin, tadından yenmez isyan…

Deli deli koşan, yetişemeyecegi topun peşinden depar atan, rakip sahanın korner bayaragına yakın taç çizgisi kenarında kart görme pahasına kayarak topa giren, kaleciye verilen geri paslara kedi-fare güdüsüyle saldıran birileri çıksın ki, biz de işin romantizm kısmını Feryal Pere’ye bırakıp, tribünde maçımızı izleyelim…

29.12.2008

Akıl Tutulması

Right direction?

Avukat ve Beşiktaşlı bir arkadaşımla konuşuyorum son zamanlarda ve bugüne kadar şahit olmadığım derecede bir akıl tutulması yaşadığını görüyorum. Belirli ölçüde kişisel (kişisel hazlar, içinde bulunulan ruh hali, vs. vs.)  bir durum olduğunu görmekle birlikte konuyla ilgili Beşiktaş genelinde birşeyler söylemek de mümkün.

Camia olarak bir akıl tutulması yaşıyorlar ki; herhalde büyük hedefleri olan bir camianın en son yaşaması gereken hal bu olsa gerek. Kör olmuş gözlerle, sözümona tüm hedefi ve ihtirası Beşiktaş’ın önüne geçmek, ona bu yarışta yara vermek olan dış mihraklara odaklanmış durumdalar. Yaşadıkları ve pompalamaya çalıştıkları bu paranoyayı olaya tek taraftan bakarak buldukları örneklerle somutlaştırmaya çalışıyorlar. Burada neyin somutlaştımak için yeterli olduğuna bakmak lazım: Ekrana yapıştırılmış ve birbiririne benzeyen pozisyonların 1′er saniyelik kesitleri bu somutlaştırma için yeterli değil bence. Gerçek anlamda bir saf dışı etme çabası varsa bunu somut olarak kimin, ne zaman ve neden yaptığını söylemek gerekiyor. Ligde onlarca örneği bulunabilecek görüntüleri yan yana getirerek hiçbir şeyi ispat edemez, dahası en fazla basit bir hakem hatasından başka bir şey gosteremezsiniz. Bu sadece Y.Demirören’in de istediği, paranoya kültürünün damarlarına işlediği bir camiada, iç kenetlenmeyi sağlar ve sorunlarda odak kaybı yaşatır. Problemli durumdaki yönetimlerin istedikleri Odak kaybı ve kenetlenme başarılı olmak için yeterli değildir.

Kısacası yaşananlara Beşiktaş’ın Trabzonlaşma süreci diyebiliriz.

1.12.2008

Yeniden

Başlığı da yeniden diye attık ama ne kadar uzun ömürlü olur bilmem. Ben buraları epey boşlamıştım, aklıma bir şey gelince de uçan hollandalı‘nın forumuna takılıyoruz.

Ama tribündeki koltuk arkadaşları istedi, hareketlendirdik yeniden. Biz maraton üst’ten b blok’tan katılıyoruz ortamlara. Tanıştırayım, inanç, hüseyin (biz ona abaş deriz) ve cem yıldız da buralarda artık. Gün içinde maillerle uğraşmaktansa, düşündüklerimizi buraya yazalım dedik. Yüzleri de biraz bulandırdım, maç günleri bizim bloga, maç sonlarıysa beşiktaş-taksim hattındaki meyhanelere gelen olursa konuk olabilirler bize, o zaman da tanışırız.

Grubun eski icraatlerinden birkaç kare yayınlayıp, hayırlı olsun diyelim..

Dünkü maç ilginç bir hatıra olarak kalacak geçmişimizde, sebepleri başka tabi. Ben başka şey anlatacağım şimdi. Tribünde olan herkes pankartları görmüştür. Türkiye’nin her yerindeki Fenerbahçe derneklerinden gelen (!) “Hep Destek Tam Destek” pankartları..

Ünlem niye mi var? Dün statta yer alan 25-30 pankartın bence hepsi tek bir tornadan ve tek bir finansal kaynakla çıktı. Hatta belli olmasın diye de tüm pankartlarda ayrı ayrı yazı tipleri kullanıldı. Ben statta bu kadar fazla farklı yazı tipli pankart görmemiştim. Ya da herkes ezbere “Arial” kullanmak yerine artistiğe kaçtıysa bilemeyeceğim tabi.

Stattan çıkarken konuştuğumuz konuydu. Aragones’i Fenerbahçe’de başarısız yapacak şey Zeman sendromu olacaktır. Sistem de sistem diye tutturup eldeki kadronun becerilerini farkedemeyen hocalar günümüz futbolunda kaybetmeye mahkumlar maalesef. Kendi kurduğun kadroyla sistem ısrarında olabilirsin, bunda sorun yok. Daum bunu yaparken problem olmadığı gibi. Ama önüne verilen, pek çok adamını doğru dürüst tanımadığın takıma hiç bilmediği şeyleri yaptırmaya çalışırsan, o takımın son 8 maçından 7 puan çıkarabilmesi sürpriz olarak görülmemeli.

Hayır, Zeman’ın inadı yüzünden Sergen’i de ıslıklayıp yolladı bu tribünler, hatta en büyük taraftar futbolcular sahtekardı o zamanlarda. Şimdi de yine oklar onlara doğru çevrilmiş durumda. Uğur’la Kazım vitrinde, Selçuk ve “bu çocuğa bi haller oldu” Gökhan sırada..

Michael Laudrup Spartak Moskova\'da

Yuh amma çok ara vermişiz. Neyse sezon başladı artık. Biz de başlayalım. Bu yıl bizde ligler geç başladı ya, hoca kıyımına henüz girişmediler saygıdeğer yöneticiler (Lig başlamadan kovulan Hikmet Karaman’ı unutmayalım tabi). 2 maçta da hoca kovulmaz ne de olsa? Ama bu sene Avrupa daha bir acar çıktı. Özellikle premier lig’de iki hocanın değişmesi hakikaten epey ilginç. Keegan gitti, Newcastle için Zico’nun adı geçiyormuş, bilmem doğru mu? West Ham için de Zola ya da Biliç diyorlar. İkisi de güzel gider Hammers’a. UEFA’da da bugün Laudrup haberi çıkmış. Onun da adı yazın epey geçmişti Fotomaç-Fanatik’te. Pek inandırıcı gelmiyordu bana ama bugünkü haberi görünce, Galatasaray’ın neden ikna edememiş olabileceğini düşünmek gerek. Rusya’ya gidiyor efsane. Spartak da Dinamo Kiev’den iki maçta 8 gol yiyince hocaya yol vermişti. Hayırlısı olsun diyelim.

Zeman Kızılyıldız’da

Aziz Yıldırım’ın antrenör tercihleri bugüne kadar hep tartışıldı. Önce Löw, ardından Rıdvan-Zeman-Turhan üçlemesi. Sonra Mustafa Denizli, Lorant-Oğuz-Tamer Güney üçlemesi daha. Daum’la 3 çalkantılı yıl. Zico da iki yıl dayanabildi, sıra Aragones’te.
Bu arada Fenerbahçe’den gidenler de ya dip yapıyor ya da yeniden zirveye oynuyor. Rıdvan’a yorumculuk daha çok yakışıyor. Turhan bir yerde dikiş tutturamadı. Denizli İran’da, [...]

Eskişehir Yanıyor!

Herkes İstanbul’a gelirken benim yolculuk tersine oldu. Ailevi bir durum nedeniyle Eskişehir’de geçirdim bu güzel günü. Aslında bir bakımdan da farklı bir tattı. En son 12 yıl önce Eskişehir birinci lige yine böyle bir play-off maçı sonrasında çıktığında henüz bir ortaokul öğrencisiydim ve sokaklarında büyüdüğüm şehri öylesine bir coşku içinde ilk kez görmüştüm, bu da [...]

Sonra Statlar Niye Boş?

Dün memleketimizin takımını desteğe gittik İnönü’ye. Epey kalabalıktı ortalık. Kapalı hınca hınç doluydu ve tabi oturmak ne mümkün. Kapalının üstündeki locaya alınan ve orada bayrak sallayan Diyarbakırlılar’dan başka da problem yoktu maç başlayana kadar. Maç sırasındaki gerginliklerin neden olduğunu anlayamadık ama olayın içinde birkaç BJK Çarşı kaşkolu taşıyan adam gördüm. Neyse..

When Saturday Comes

İngiltere’deki When Saturday Comes dergisinin Euro2008 eki için Türkiye hakkında sorulan sorulara “tüm içtenliğimle” yanıt verdim.

Milli Tartışmalar

Biz burada hala şu olsundu bu olsundu, bu niye yok diye tartışıyoruz. Tartışmalar da kısır ama. O olsun peki de, kim olmasın. İşin aslı şu, şu anda Türkiye’de 10 tane hiçbir şekilde kadrodan çıkaramayacağınız oyuncu var. Geri kalan 16 kişi ise dışarıdan bi 8-9 futbolcuyu daha içine katacağınız 25 kişilik geniş bir havuz ortaya çıkarıyor. [...]